Damaseverlere Merhaba
  Evrim6
 



İnsanoğlunun penisi bir zamanlar kemikliydi!
 
 
ABD'li genetik bilimciler, insanlarda erkeğin penisinin aynen maymunlar, kediler ve farelerde olduğu üzere kemikli bir yapıdayken, bu özelliğin daha sonra kaybolduğunu düşünüyor.
 
 

Şempanze, makak maymunu ve insanın genomlarını karşılaştıran araştırmacılar, peniste omurgaya benzer kemik oluşumundan sorumlu
DNA dizininin insanın evrim sürecinde silinip kaybolduğunu, fakat diğer primatların DNA'sında kaldığını söylüyor.

Bugüne değin insanoğlunu maymun türlerinden ayırt eden başlıca özelliğin 'fazladan' genler olduğu düşünülürken,
ABD'li araştırmacılar insanı insan yapan özelliklerin daha ziyade silinmiş DNA parçalarıyla alakalı olabileceğini tahmin ediyor.

Stanford, Georgia ve Pensilvanya Eyalet üniversitelerinin ortak çalışmasında, penisteki kemiğin yanı sıra, beynin genişlemesini engellediği düşünülen
DNA dizininin de şempanze ve makak maymunlarının genomunda varlığını koruduğu; ancak insan genomundan silindiği öne sürülüyor.

Araştırmacılar, dünyanın en karmaşık organı olan insan beyninin gelişimini silinen
DNA ile bağlandırıyor.

Saygın bilim dergisi Nature'da yayımlanan araştırmada, şempanze ve makak maymunlarının sahip olduğu 510
DNA parçacığının insanlarda silinmiş olduğu yazılı.

Araştırmacılar, bu çalışmada doğrudan genlere değil,
DNA'nın içerdiği başka maddelere baktıklarını söylüyorlar. Araştırmada adı geçen -ve genlere nazaran haklarında çok daha az şey bilinen bu DNA parçacıkları, yakınlarında bulunan genlerin işlevini düzenleyen roller üstleniyor.

Amerikalı ekip, şempanze ve makak maymunlarında cildin kıllı olmasını sağlayan
DNA dizininin de insanoğlunda silinen parçacıklardan biri olduğu inancında.
Stanford Üniversitesi'nden Profesör David Kingsley, ''İnsan olmanın moleküler temelini keşfediyoruz'' diyerek araştırmadan duyduğu heyecanı dile getirdi.

Genetik bilimciler, maymun
DNA
'sındaki bazı parçaların insanlarda neden silindiğinin nedenleri üzerine de düşünüyor.

Daha büyük beyinli bir varlık, penisindeki kemiği neden kaybetsin?

Bilim insanları, penisi kemiksizleşen atalarımızın daha uzun süreli cinsel ilişkiye girerek, bir çift olarak daha çok yakınlaştığını ve çocuk bakımında üstünlük kazandıklarını düşünüyor.

Kaynak: BBC

Darwin türlerin kökenini neden araştırdı?
 
 
Fotoğraf Galerisi
  •  
Evrim teorisinin mimarı Charles Darwin'i, ünlü teorisini geliştirmeye yöneltenin köleciliğine ve ırkçılığa karşı duyduğu nefret olduğu ileri sürüldü.


Darwin'in doğumunun 200'üncü, "Türlerin Kökeni"nin yayınlanmasının da 15'inci yıldönümü dolayısıyla bu yıl içinde çıkacak "Darwin'in Kutsal Gayesi" adlı kitapta, ünlü teorisyenin hümanistliği araştırılıyor ve çalışmalarının saf bilimsellik amacıyla yapıldığı görüşüne karşı çıkılıyor.

Kitabı James Moore ile birlikte kaleme alan Adrian Desmond, zamanının zooloji biliminde bir önceli bulunmamasına karşın Darwin'in türlerin ortak kökeni olduğu sonucuna varması için nedenler olması gerektiğini belirterek, "Bunun nedeni kölecilik karşıtlığı" dedi.

Desmond, Darwin'in araştırmalarını yaptığı Galapagos adalarına o günlerde uğrayan her geminin buraya en az bir doğa bilimci  getirdiğini belirterek, "çoğu aynı delilleri gördüğü halde neden hiçbiri bu tür bir ortak köken sonucuna varmadı?" diye sordu.

Niyetlerinin "Köleliğe karşıyım, bu nedenle evrimciyim" gibi indirgemeci bir sonuca varmak olmadığını vurgulayan Moore da, "Öne sürmeye çalıştığımız şey, ortak kökeni görmesi için Darwin'in 'kardeşlik bilimine' inanması gerekiyordu" dedi.

Darwin'in insanların ortak kökenden geldiği teorisiyle, beyazların siyah ırktan üstün olduğu yolundaki görüşü zayıflamıştı.

Ünlü bilimcinin köleliğin kaldırılması yönündeki düşüncesinin büyükbabalarının kölelik karşıtlığına kadar giden izlerini süren yazarlar,
Darwin'in Beagle gemisinde köleliğe çok yakından şahit olduğunu da vurguladılar.

Desmond, "Darwin, Beagle ile seyahatinden döndü ve aylar içinde evrimde ortak köken görüşünü ortaya koymaya başladı" dedi.

Moore, Darwin'in siyaseti ve bilimi başarıyla birleştirdiğini söyledi.



İnsan gen haritası projesi üzerinde çalışan Amerikalı bilim adamları, bu çalışmada elde edilen verilerin Charles Darwin'in evrim teorisi için yeni destekler sunduğunu bildirdiler.


The Washington Post gazetesinin haberine göre, projede görev alan bilim adamlarından Cornell Üniversitesi bilgisayarlı biyoloji bölümünden Profesör Carlos D. Bustamante, insanlar arasındaki anatomik ve olası biyokimyasal değişiklikleri yaşlara göre kayda geçirdiklerini belirterek, şimdi moleküler değişiklikler üzerinde çalışabileceklerini söyledi.

Araştırmacılar,
obezite, diyabet ve yüksek tansiyon gibi birçok ortak sağlık sorununun doğal seleksiyon sonucu oluşmuş olabileceğini belirtiyorlar.

Haberde, insan gen haritası projesinde, 300'den fazla insan geninin son dönemde mutasyon geçirdiğinin tespit edildiği ve insan genlerinin en az yüzde 10'unun son 200 bin yılda doğal seleksiyona uğradığının tahmin edildiği kaydedildi.


Amerikalı ve Avrupalı genetik uzmanları ve antropologlardan oluşan bir ekip, modern insanın en yakın atası Neandertal insanının genetik haritasının bir taslağını çıkarmayı başardıklarını açıklamıştı.

31.10.2008 17:09:10
Papa: "Evrim, yaradılışla çelişmiyor"



Vatikan, Charles Darwin'in evrim teorisi de dahil olmak üzere, evren ve insanın kökenlerinin tartışıldığı bilimsel bir toplantıya ev sahipliği yapıyor.


Papalık Bilimler Akademisi tarafından düzenlenen ve salı gününe dek sürecek olan toplantıya katılan bilim adamları, bugün Papa 16'ncı Benediktus tarafından kabul edildi.

Roma Katolik Kilisesi'nin lideri Papa 16'ncı Benediktus, bilim adamlarına hitaben yaptığı konuşmada, evren ve insanın kökenine ilişkin çeşitli bilimsel teorilerin yaradılış teorisiyle çelişmediğini savunarak, "Evren ve evrim, Tanrı'nın yazdığı bir kitaptır. Son dönemin felsefi anlayışlarında, evrenin kökeninin maddi alemden bir ya da birkaç unsura dayandığına ilişkin görüşler savunuluyor. Evren, yaradılış değil, mutasyon ve evrim biçiminde algılanıyor. Ancak mutasyona ve evrime uğramak için de evrenin, daha önce var olması, bir başka deyişle yaradılmış olması gerekiyor" dedi.

Evrenin kökenine ilişkin daimi kaos biçimindeki teorinin de daha önce bir düzenin mevcudiyeti düşüncesini ve yaradılış inancını ihtimal dışı bırakmadığı görüşünü dile getiren 16'ncı Benediktus "Kökeni kaosa dayanmaktan muhal olan evren, düzenli ve tertipli bir kitabı çağrıştırıyor" diye konuştu.

Papa 16'ncı Benediktus, deneysel bilimin ve felsefesinin ileri sürdüğü teorilerin, evrende zaten mevcut olan düzeni keşfe yönelik çabalar biçiminde algılanması gerektiğini de kaydetti.

Hawking de toplantıya katılanlar arasında


Cambridge Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Stephen Hawking de Papalık Bilimler Akademisi'ndeki toplantıya katılan ünlü isimler arasında yer alıyor.

1988'de yayımladığı "Big Bang'tan Kara Deliklere" adlı yapıtı tüm dünyada 25 milyon satmış olan Hawking, evrenin bir başlangıcı bulunmadığını, dolayısıyla yaradılışın da söz konusu olmadığını savunuyor.

Evrenin Big Bang öncesinde ne durumda olduğuna ilişkin çalışmalarıyla da tanınan ünlü astrofizikçi Hawking, Vatikan'daki toplantı öncesinde esprili bir üslupla yaptığı değerlendirmede, "Papa'nın iyi ki benim son çalışmalarımdan pek haberi yok. Aksi takdirde sonum Galileo gibi olurdu" diye konuştu.




saroz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
TD.Kolektifi üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
   
Standart Ölümsüz Canlı Bulundu.




Ölümsüzlük fikrini bir çok kişi mantıksız ya da inanılmaz bulsada,insanları heycanlandırmaya her zaman yeterli bir fikirdir. Yıllardır süren ölümsüzlük çalışmalarında çok yol katedilememişti. Taa ki deniz analarının ölümsüz olduğu anlaşılana kadar. Turritopsis Nutricula adı verilen
deniz anası türünün ölümsüz olduğu anlaşıldı.

Turritopsis Nutricula' nın yaşlandıktan sonra genetik yapısını kendi kendine değiştirerek çocukluğuna döndüğünü ve bunu sürekli tekrarlayarak ömür kavramını kendisi için ortadan kaldırdığı anlaşıldı. Sadece öldürülmeleri durumunda ölen bu canlılar öldürülmedikleri sürece sonsuza kadar yaşacaklar.
Smithsonian Tropik Araştırmalar Enstitüsü (Panama)' nde yürütlen araştırmalarda genetik yapısını yenilemesi için seks yapması gerektiği açıklanan Turritopsis Nutricula' lar seksle sonsuza kadar yaşabilme şansına sahip tek
canlı türü.


Biliminsanları bu yenilenmeyi çözmek için kolları sıvadılar bile. Bakalım İnsan da ölümsüz olabilecekmi? Bu canlının ölümsüzlük sırrı insana uygulanabilirse, böylece diğer galaksilere yayılabilir evrene dağılabiliriz. Güneş ve dünyanın ömrü sınırlı ama insan türü sonsuza kadar evrende yaşamını sürdürebilir.

Ne dersiniz?
__________________
Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir.
Epiktetos


Devasa Kuşların Kalıntıları Bulundu   

Uzmanlar kanat genişliği 4 kişilik bir
araba boyunda ve büyük dişleri olan dev bir ördeğin kafatasını ortaya çıkardı.

Bu hayvanlar ama bizim bildiğimiz ördeklerden oldukça farklılar. Bizim tanıdığımız küçük şirin ördeklerden oldukça farklılar çünkü bu ördeklerin kanat genişliği 5 metre ve keskin dişleri var. Geçtiğimiz günlerde bilim adamları Britanya'nın Kent Eyaleti'ne bağlı Sheppey Adası'nda bataklığın içinden devasa kuşların iskeletlerine ulaşıldığını açıklamıştı. Daha önce bu kuşların iskelet yapısına benzer pek çok iskelet topraktan çıkarılmıştı ama uzmanlar yeni açığa çıkarılan bu fosillerin oldukça iyi korunduğunu ve incelemelerde daha iyi sonuçlar alınacağını açıkladı. Bu devasa kuşlar Dasornis olarak adlandırılıyor ve yaklaşık olarak 50 milyon yıl önce kanat çırpıyorlardı. Dasornisler günümüzde albatros olarak bildiğimiz kuşlara oldukça benzer
özellik gösteriyorlar.

Galakside en az 50 milyar gezegen var'


 

Bilim adamlarının, içinde bulunduğumuz galaksideki gezegen sayısıyla ilgili ilk kez yaptığı tahminde astronomik bir sayı ortaya konularak, "Samanyolu galaksisinde en az 50 milyar gezegen bulunuyor" denildi.
 
 


Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (
NASA) gezegen avcısı teleskobu Kepler'den elde edilen ilk sonuçlara dayanılarak yapılan tahminlere göre, bu gezegenlerin en az 500 milyonu hayatın varlığına olanak tanıyan ne çok sıcak, ne de çok soğuk bölgede bulunuyor.

Kepler bilim ekibi başkanı William Borucki, bilim adamlarının ilk yıl gece gökyüzünün küçük bir bölümünün araştırmalarında gezegen sayısını tuttuğunu ve ardından hangi yıldızların gezegenleri olduğu tahmininde bulunduklarını anlattı.

Açıklamaya göre, bilim adamları, iki yıldızdan birinin gezegenleri bulunduğunu ve 200 yıldızdan birinin de yaşama olanak tanıyan bölgede gezegenleri olduğunu hesapladı.

Samanyolu Galaksisi'nde en az 100 milyar yıldız bulunuyo


Kuşun atasında kimyasal izleri bulundu



Kuşların ilkel atası Archaepteryx'in fosilleşmiş kanatlarında, bazı kimyasal maddelerin izlerinin bulunduğu bildirildi.
 
 


Amerikan Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırma, Amerikalı ve İngiliz paleontologların, 19. yüzyılda ortaya çıkarılan 150 milyon yıllık Archaepteryx fosilinde Archaepteryx'in kanatlarından gelen kimyasal maddelerin izlerine rastladıklarını belirtiyor.

Araştırmaya göre paleontologlar, ilkel kuşun fosilleşmiş kemiklerinde çinko, bakır ve modern kuşların kanadında da bulunan az miktarda fosfor ve kükürt tespit etti.

Bilim adamları, fosfor ve kükürdün kuşların sağlığı için gerekli olduğunu, çinko ve bakırın da kuşların besinlerinin içinde yer aldığını belirtiyor.

Bu maddelerin Archaepteryx fosilinde bulunmasının, evrim zincirinde bu ilkel kuşla dinozorlar arasındaki bağı kanıtladığı ifade ediliyor.

Archaepteryx fosilinin
ABD'nin California eyaletindeki Stanford Üniversitesinde x ışınlarına tabi tutulduğunu söyleyen ve araştırmayı kaleme alan Dr. Roy Wogelius, "Bugüne dek, hep kuşlarla dinozorlar arasındaki fiziksel bağdan söz ediyorduk, şimdi de aralarında kimyasal bağ bulduk" diye konuştu.



İnsanı şempanzeden ayıran 2 molekül
İnsan ve şempanzede ortak olarak bulunan bir gendeki sadece iki molekülün, mutasyona uğrayarak insana dil yeteneğini kazandırmış olabileceği anlaşıldı.
 
 



47 milyon yıllık fosil kayıp halka olabilir

 
80'li yıllarda Almanya'da bulunmuş olan 47 milyon yıllık fosil insan evriminin kayıp halkası olabilir mi?
Almanya'nın Messel Oyuğu'nda 1983'te keşfedilen ve geçtiğimiz günlerde New York Doğal Tarih Müzesi'nde ziyarete açılan 47 milyon yıllık fosil kendi türü içinde şu ana kadar bulunanlar arasında en az eksiğe sahip fosil.
 
1983'te keşfedilen fosili güzel göründüğü için duvarına asan fosil koleksiyoncusu bu fosilin ne kadar değerli olduğunun farkında olmadığını belirtiyor. 2006 yılında bir tacir, fosili Oslo Doğal Tarih Müzesi görevlilerinden Dr. Jorn Hurum'a gösterdiğinde fosilin ne kadar değerli olduğu fark ediliyor.
 
İda adı verilen fosili inceleyen ve araştırmalarını PLoS One'da yayınlayan ekibe göre, fosil insan ve maymunların en eski ataları ile aralarındaki kayıp halkalardan biri olabilir.


"Akıllı" DNA yaptılar



 

Ankara (AA)- Japon bilim adamları, yapay zeka özelliği gösteren DNA molekülü yaptı. AA muhabirinin internetten derlediği bilgilere göre, DNA yapılarının
olağanüstü bilgi saklama özelliğini ele alan araştırmacı Masahiko Inouye ve arkadaşları, DNA'nın hücrelerin gelişmesi ve çalışması gibi bilgileri de içeren dört temel yapısı üzerinde çalıştı.

 


Yüksek teknolojili DNA sentezleme cihazı kullanan araştırmacılar, DNA yapısında bulunan dört temel yapıyı tek yapı hale getirerek büyük bölümü yapay olan dünyanın ilk DNA molekülünü geliştirdiler.Bu molekülün gelecekte gen tedavisi, nano ölçekli bilgisayarlar ve yüksek teknoloji gerektiren diğer çalışmalarda kullanılabileceği
belirtiliyor.

 


 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=